Uzun zaman oldu dimi? :) Neyse… Affettireceğim kendimi, kızmayın. Lafı uzatmıyorum. Başlıktan görüldüğü gibi bahsedeceğim parfüm Glow.

Glow, parfümü olan ünlüler listesinde başı çeken Jennifer Lopez’in ilk parfümü. Kendisi parfüm hikayesinde bu kokunun kendisinin imzasının olduğunu söylüyor. Aklınıza neler geliyor bilemiyorum ama beklentilere kapılmadan siz, ben hemen parfümün ultra saf, temiz, duru, sabunumsu, mis gibi bir şey olduğunu söyleyeyim. Koku bu kadar tertemiz bir koku iken anlık olarak çekici bir hava da oluşturabiliyor. Zaten parfüm tanıtımında fresh-sexy-clean ibaresi de bu yüzden koyulmuş…

Lopez’in bu ilk bebeği tazeliğini pembe greyfurt, portakal çiçeği, neroliden alırken; çekiciliğini gül, sandal ağacı, yumuşak amberden; temizliğini ise yasemin, vanilya ve miskten almış. Bunlar bir araya gelmiş ve şu aralar Türkiye’deki parfümerilerde de sık sık indirime giriveren, kalıcı, kolay kolay yok olmayan, özellikle gündüz kullanılabilecek, her mevsime yakışsa da bahar ve yaz mevsiminin parfümü olduğunu düşündüğüm Glow doğmuuuşşş :)

Ağır parfümlerden hoşlanmayan hatun kişilerin tercih edeceği bir kokudur. Bu da 2012 yılının ilk parfüm yazısıdır efendim. Vatana millete hayırlı uğurlu olsun.

İşten güçten vakit bulamıyorum şu aralar burada yazamıyorum haliyle… Aksi gibi eylül ayı yeni parfüm lansmanlarının sağanak halinde yağdığı bir aydır… Neyse geç de olsa paylaşacağım yavaş yavaş artık. Şimdi de bir vakitsizlik söz konusu ama birkaç parfümden bahsedip (en kısa şekilde) müsade isteyeceğim.

Birinci olarak Calvin Klein’in merakla beklenen ve aylar önce reklamını görüp de biraz +18 bulduğumdan (1-2 saniyelik görüntüsünü) yayınlamadığım Shock. Kült parfümler arasında yerini bir hayli sağlamlaştırmış unisex koku olan CK – One’ın flanker’ı Shock’un kadın kokusu bana sonsuz derece vasat geldi. Erkekler için olan siyah şişeyi denemedim daha. Denediğimde yazarım. Özetle; beş para etmez.

İkinci koku Diesel’in şişesine vurulduğum yeni kadın kokusu Loverdose. Kısadan geçtiğim için basit ifadeler kullanıyor olabilirim, affedin. Bunun için de iyi, güzel, alınabilir, dozunda bir koku diyebilirim. Kış ayları için hazırlandığını düşündüğüm koku baskın ve kesinlikle kalıcı. Bana bu hususta Dior’un Hypnotic Poison’ını hatırlatsa da Loverdose bi Hypnotic Poison değil  :)

Hypnotic Poison demişken kokusu haftalarca yok olmayan, parfümü giyenin geçtiği ortamdan saatlerce silinmeyen tam bir kadın tam bir Fransız olan kokunun yeni reklamı çıkmış, onu da paylaşayım sizinle…

Son olarak Neiman Marcus’da gördüğüm ve melül melül baktığım limited edition bir şişeden bahsedeceğim size. Çoğunlukla lüks ve L.E. şişeleriyle ünlü Lalique’in kristalden kapak ve şişesi olan Le Crystal isimli bu parfümü 1500 dolar. Ya öyle işte… Tam seyirlik…

Vazgeçemeyeceğim Chance‘den sonra bu tarz birkaç sıradışı parfüme rastlamıştım. Bunların sonuncusundan bahsedeceğim size şimdi. Tom Ford’un son bebeklerinden olan Violet Blonde.

Bu koleksiyonun Black Orchid ve White Patchouli’den sonra geleni Violet Blonde; son derece feminen, tamamen Avrupalı, pahalı kokan, şık ve üst düzey bir sofistike koku. Tom Ford yapar da çekici olmaz mı dediğinizi duyar gibiyim, aynen öyle.

Üst notalar; menekşe yaprağı, yeşil limon, İtalyan mandalinası, pembe biber

Orta notalar; iris, yasemin, süsen kökü

Alt notalar; vetiver, misk, benzoin, suet, Virginia sediri

Uzun uzun anlatabilirim size her notasını zira ben hepsini dozajında kaynaşmış olarak alabildim. Bu yüzden yine tembel hatun moduyla özet geçmek istiyorum. Menekşe yaprağının sıradışı kokusuyla limonun tazeliği ve mandalina dengelenmiş ve çok sevdiğim pembe biber kokusu orta notalarla bağı sağlamış. Kadınsı parfümlerin olmazsa olmazı iris ve yasemindir. Violet Blonde’nin kalbine de bunları yerleştirmişler. En son derinliği arttırmak için abartılmaksızın koyulan miske çok sevdiğim sedir (ki erkek parfümlerinde de çok sık kullanılır) vetiver ve bileşiminde olduğu her parfümü illaki farklı kılan benzoin yarenlik etmiş.

Çiğli Kipa içindeki Boyner Beauté’de bana bu güzeli denememi tavsiye eden ismini sormayı unuttuğum ve ömrü hayatımda gördüğüm en rahat, en sıcak kanlı, en kendinden emin ve müşteriyi kesinlikle sıkmayan parfümeri çalışanı beyfendiye buradan selamımı gönderiyorum öncelikle. “Violet Blonde burada biz çalışanların yeni gözdesi.” diye başladı cümlesine. Deneme kartına sıktı ve kokladığımda hoş ama fazlaca ağır gelen parfümün azıcık dinlenmesi gerektiğini ikimizde biliyorduk. Bu süreçte parfümler üzerine biraz sohbet ettik. Normal şartlarda kendilerini kaf dağında sanan parfümeri çalışanları sizinle parfümler üzerine sohbet etmezler, sizin birşey bilmediğinizi sanırlar ve sizi yalnızca bir mal satın alacak, bir mal satılması gereken varlık olarak görürler. Azıcık internet karıştırsalar durumun böyle olmadığını görecekler halbuki. Karttaki koku kendine geldiğinde denedim ve vuruldum! Parlak ve bir o kadar narin ve keskin bir feminenlik… Yaşımı nasıl tahmin etti bilemiyorum ama “Birkaç yıl sonra bu tam size göre bir parfüm olacaktır..” dedi. Sanırım 30’ları kastetti ki haklıydı :) 25 yaş altının kullanmaması gereken, kullansa abes kaçabilecek bir kadınsılığı olan parfüm kafanızda anne parfümü olarak canlanırsa üzülürüm. Öyle değil çünkü.

Tom Ford’un imzası haline gelen özel şişesi.

Yaz aylarında kullanımının yanlış olacağını düşündüğüm Violet Blonde bu kışımın parfümü olacak. Son 1 aydır ne parfüm alsam diye düşündüm çok, araştırdım, kokladım, burnumda hal kalmadı :) Evet, Leyla 2011 sonbaharı 2012 kışının adını Violet Blonde verdi bile..

Ayrıca bu nazik parfümeri çalışanıyla yaptığımız sohbet sonucu Tom Ford’un şurada bahsettiğim özel parfümlerinin İstanbul Kanyon’da Harvey Nichols’da satıldığını öğrendim. Beyfendinin yüzündeki eminlik ifadesi %80 civarıydı. İstanbul’da yaşayanlar merak ederse gitsin baksın, bana da haber etsin :)

Parfümün satışta olan 30, 50 ve 100 ml. şişeleri mevcut. Yurt dışı fiyatları ile Türkiye fiyatları arasında yükselen dolarla neredeyse bir fark kalmadığını söylemek ister, bir nebze içinize su serpmek isterim.

Ufak bir hatırlatma daha, Violet Blonde içinde bir kuple romantizm de içerir.

Bir yaygaralar efendim sormayın gitsin… Burberry markasını severim, parfümlerini de severim. Ama bu parfüme böyle bir dehşetengiz heyecan yüklemeyi anlamamıştım. Ta ki, reklam yüzü bayan şişkin dudak Rosie Huntington-Whiteley olduğunu görene kadar. Kızımızı Victoria’s Secret’in genç serisi olan Pink’ten hatırlamamla birlikte diğer mankenlerin doğal duruşunun yanında bu hatunun ısrarla büzüştürdüğü kalın dudaklarına ayrı bir uyuz olurdum. Kızım dudakların zaten dolgun, güzel. Ne kastırırsın be kafasız, senden önceki ablalarını örnek alsan da ardından gelen ergen yetmelerine facebook profil fotoğraflarına en zevzekçe dudak büzüştürmeli fotolar koymalarına örnek olmasan. Neyse iş işten geçti, bu kız örnek olacağı kadar oldu, üstüne bir de Body’nin yüzü de oldu. Fırça faslından sonra parfüme geçelim.

1 Eylül’de tüm dünyada satışa sunulan Burberry’nin yeni parfümü; Body. Kampanyayı yürüten kreatif direktör Christopher Bailey, parfümün burnu ise Michel Almairac.

Üst notalar; frezya, şeftali, pelin otu

Orta notalar; gül, iris

Alt notalar; vanilya, amber, sandal ağacı, misk

Gittim ve parfümü denedim. Uzun zamandır denediğim en (amiyane tabirle) tırt parfümdü diyebilirim. Bu muydu haftalardır yere göğe sığdıramadığınız parfümünüz diye haykırmak istedim Burberry’ye. Meyve-şipre kokularını sevmeme rağmen meyve-şipre diye yansıtılmış bir kokudan çok miskle derinleşmiş yok olmuş tam bir fiyasko ile karşılaştım. Öyle anlatıldığı gibi ne bir serinlik, ne bir tazelik alamadım. Hani nerede o iris, şeftali. Peki ya vanilya? Bir parfümde bunlar olduğunda mutlaka sevmişimdir onu. Almışımdır tek tek kokularını. Ama Body’de bu söz konusu olmadı. Orta notaya boşuna iliştirilmiş, her zerresine yazık edilmiş bir gül var mesela. Gül içeren kokuları sevmeme rağmen burada alamadım o kokuyu. 1 saat sonra yerinde yeller esen Body’den kalan bir boğukluktu sadece.

Bu kadar heyecana değmezdi Burberry, bak sana diyorum. “Şimdiye kadar ürettiğimiz en çekici koku!” derken elli defa düşünmeliydiniz.

Ekim sezonu Avon kataloğu geldi elime. Bir de bu katalogta sunumu yapılan yeni parfümün numunesi. Avon, tasarımcılarla çalıştığı parfümlere daha bir özen verir kampanyalarında. Burada da Christian Lacroix’nın Nuit isimli parfümüne en azından numune sunumu bazında özen göstermiş. Aşağıda fotoğrafını gördüğünüz numuneye, özel bir kelebek giydirmesi yapılmış.

Her neyse… Avon sanırım 1-2 yıl olmuştur Christian Lacroix’a ile çalışmaya başlayalı. Aynı şişe tasarımı ama kırmızı bir şişe vardı ve parfümün adı Rouge’du. Biraz peşin konuşacağım ama kesinlikle o çok daha sıradışı bir parfümdü. Kadın için olandan bahsediyorum, onu da belirteyim.

Nuit’e gelirsek, fransızcada gece olduğunu hatırlatmakla başlamak istiyorum. Zaten koku da kapalı. Aynı gece gibi. Çiçeklerle başlayan ama amber ve miskin kuşatmasıyla devam eden koku geceyi andırmıyor diyemeyiz.

Pembe şakayıkla açılan parfüm sümbülteberle dağılmaya devam edip miskle son noktayı koyuyor. Aslına bakarsanız sıcak bir çiçek kokusu bekledim notalarına bakınca. Amma velakin miskin yoğunluğu, oranı sanıyorum fazla olduğundan ciddi derecede örtmüş çiçekleri. Yaklaşık 1 saat içinde misk yoğunlukta sıcak bir çiçekli parfüme dönüşen Nuit yaklaşan soğuk havalar ve kış ayları için sıcak ve yumuşak bir tercih olabilir.

Biraz dumanlı ve misk içeren kokuları seviyorsanız bir Avon temsilcisinden tester isteyin, deneyin. Ama az buçuk parfüm zevkime güvenmeye başladıysanız ve bana soracak olursanız “Leyla sen bunu satın alacak mısın, alır mısın?” diye, size verecek cevabım “Hayır” dır. Belki de esmer bir ten denemeli. Beyaz ten kokusu değil. Ayrıca parfüm 2-3 saat sonunda ilk kokladığımda aldığım güzel içeriğinden tamamen koptu benim tenimde. Hayal kırıklığı yaşadım.

FOR HIM’e gelecek olursak,

Tecrübelerim bana söylüyor ki her-him olarak çift çıkarılmış parfümlerde biri idare eder/ kötü kategorisindeyse diğeri mutlaka çok güzel olur. Tommy Hilfiger’ın Loud aklıma ilk gelen çift parfüm mesela. Kadını ne kadar vasat ise erkek versiyonu o kadar süperdi. Ne diyeceğimi anladınız sanırım. Burda da o durum mevcut. Denediğim tester içimi açtı. Odunsu notaların gururlu tarafını tütünün rahata kavuşturduğu bir koku olmuş Nuit’in erkek versiyonu. İçeriğindeki siyah menekşe ise aldığınız değişik bir aroma da mevcutki kalıcılığı da fena değil.

Yani bu yazıdan çıkarılacak sonuç, kadın için olanı tercih etmem ama erkek için olanı denemelisiniz diyorum.

Geçen haftadan beri 4 Eylül’ü bekledik durduk biz Dior severler, parfüm severler. Çünkü modanın devi olduğu kadar parfüm modasının da devlerinden olan Dior’un, en çok tercih edilen parfümü J’adore hatrına yeni bir reklam, yeni bir kampanya ve lansman çalışması yapılacaktı. Türkiye saatiyle 22:00 civarında dün gece J’adore aşağıya da eklediğim yeni reklamı yayınladı. Önceki 2 teaser’dan anladığımız kadarıyla reklamın podyumda geçeceği belliydi. Ne yaparlar ki gerçekten J’adore a yaraşır bir reklam olurdu diye düşündüm durdum. Ama inanın (e haliyle..) aklıma reklamdaki asıl olayın kuliste geçeceği gelmemişti. Reklamı izlerken müthiş kadın Charlize Theron’a geçmişten gelen Grace Kelly, Marlane Dietrich ve Marilyn Monroe eşlik ediyor! İtiraf etmeliyim Marlane Dietrich’in kim olduğunu çıkarana kadar az düşünmedim. Greta Garbo mu Gloria Swanson mu diye sevgili Tuğba’ya (Duru Butik) sordum. Marlane Dietrich olabilir deyince o meşhur şapkalı-smokinli fotoğrafı hatırladım ve tamamen emin oldum :)

J’adore hakkında daha önce şurada yazdığım yazıyı hatırlatmak isterim. J’adore denince şöyle bir duracaksınız! Şişelerinin, koku detaylarının geçmişi, geleceği, detayları çok ince ve çok özel. Bununla ilgili bir yazı daha yazacağım ama önce reklamı izleyelim isterseniz.

Directed by Jean-Jacques Annaud
Starring, Charlize Theron
Music : Heavy cross by Gossip (dinlemek için klik :) )

Meraklı bir parfüm aşığı olarak ordan oraya bakınırken tanıştım İngiliz firması Penhaligon’s ile. Parfümden aksesuara, banyo ve vücut kozmetiğinden ev parfümüne kadar geniş bir yelpazede İngiliz şıklığını ve yalın havasını estirmek üzere 1870 yılında kurulmuş bir markadan bahsediyorum. Kökleri oldukça geride… Bu ürün çeşitliğini ve kararlılığını da beraberinde getiren bir unsur olmuş marka için. İlgi alanım olduğundan ilk fark ettiğim şişelerin neredeyse 150 yıldır değişmemiş olması. Şekil aynı şekil, modaya göre değişmemiş,en fazla farklı renk kombinasyonları kullanılmış şişenin boynuna asılan şirin kurdelelerde… O kadar…

Bluebell ise 1978 yılında burun M.Pickthall tarafından oluşturulmuş bir koku. Masmavi kokunun kalbinde elbette kokuya ismini veren sümbül var. Diğerlerini sıralamak gerekirse;

Üst nota; narenciye

Orta (kalp) nota;  sümbül, siklamen, zambak, gül ve yasemin

Alt nota; karanfil ve tarçın

İlk koklayışta narenciye ile canlılık veren Bluebell EDT, kısa sürede yumuşak ve hassas kalp notalarıyla tam bir taze ve ıslak orman kokusu edâsıyla yayılıyor. Ardından karanfil ve tarçının baharat etkisiyle farklı bir nokta koyuyor sonda.

Havası tam bir “British” dese de parfümün üreticisi, doğal ve saf kokunun çocuklar tarafından bile kullanılabileceğini iddia edenler de var. Markanın en çok bilinen ve akla gelen kokusu olan Bluebell’i Prenses Diana, Margaret Thatcher ve Kate Moss gibi ünlüler de kullanmış.

Türkiye’de satışı olmayan Penhaligon’s parfümlerine eskiden olsa internet sayesinde sahip olabilirdik. Zira strawberry’de de, İngiliz kozmetik sitelerinde de satışı var bu markanın. Yasa eski haline gelirse ne âlâ… Gelmezse ya İngiltere’ye yolumuz düşerse alabiliriz yahut orada oturan bir tanıdıkla yaz tatilinde getirebiliriz. Ki benim aklımda önümüzdeki yaz için bu son seçenek var. İsteyen benimle irtibata geçebilir önümüzdeki yaz için, aklınızda bulunsun.

Penhaligon’s un en güzel yönlerinden biri de parfümlerinin yan ürünlerini de sunması. Mesela gördüğünüz gibi aşağıdaki kolajda Bluebell’in yan ürünleri tüm şirinlikleriyle boy gösteriyor! :)

  1. Sabun
  2. Solid (katı) parfüm
  3. Seyahat atomizer
  4. El ve vücut kremi
  5. Banyo yağı
  6. Talk pudra
  7. Banyo ve duş jeli
  8. Mum
%d blogcu bunu beğendi: